Çarşamba, Ağustos 17, 2005


Yaşama Uğraşı - Cesare Pavese

Başkalarıyla – hatta karşına çıkan tek insanla – sanki her şey o an başlayacak ve biraz sonra bitecekmiş gibi yaşamalısın. (Yaşama Uğraşı 322)

Kendini öldürmeye karar vermiş bir adamın damarlarından boğazına yönelen bu gizli ve köklü sevinç neden? Ölümle yüz yüze gelindi mi, hâlâ diri oluşumuzun kafaya dank başka bir şey kalmaz geriye (Yaşama Uğraşı 98)

Kimbilir kaç kez o güvenli ve yerinde karara vardık: Ondan 'uzak duracak', ona sanki her şey şimdi başlıyormuş gibi davranacak, bu arada da onun her tutumunu biliyor olmanın getirdiği büyük avantaja sahip olacaktık. Ve kimbilir kaç kez bunu başaramadık? Niçinine bir bakalım. Yalnızlıkla bütünleşip onun karşısında kurban rolünü oynadık. Onun karşısında sakin ve hazır olmalısın; yalnızlığına dalmalısın. Artık kaya ol, dalga değil. '33'nte sandaldaki sağlamlığına yeniden kavuş. Boşalan içsel enerjini tazele. Rıza göster, talep etme. Bekle. Her dürtünün seni nerelere götüreceğini gör. O bildik alçaltıcı durumlara götüren bütün dürtülere egemen ol. Bunu yapamazsan, hiçbir şey yapamazsın. (Yaşama Uğraşı 100)

Gerçeğin mutlak mantığına inanan düşünürler bu konuyu bir kadınla ciddi olarak tartışmamışlardır. (Yaşama Uğraşı 101)

Bir insan acı çekiyorsa, başkaları bir sarhoşmuş gibi davranırlar ona: “Hadi, kalk bakalım; yeter bu kadar; hadi işine; öyle değil; ha şöyle...” (Yaşama Uğraşı 103)

Eskiden beri bilinen bir şey, ama yeniden bulduğum için kendi adıma seviniyorum. Ancak bir özveriyi gerektiren sevgiye inan; bunun dışında herşey, çoğu zaman, boş sözlerden başka bir şey değildir. (114)

Acı çekmek (mutsuzluk, yas), düşünceleri belli bölgelerden uzak tutmak, böylece orada egemen olan acılardan kurtulmak için zihinde tel örgü yaratmak gibidir. Bu bakımdan, manevi yetenekleri sınırlar acı çekmek (116)

Fırtınalı bir iç hayatları olup da konuşarak ya da yazarak içlerini dökmek istemeyenler, aslında, fırtınalı iç hayatları olmayan insanlardır.
Yalnız bir insanla arkadaşlık et, herkesten çok konuştuğunu göreceksin. (125)

Elbette acı çekerek insan birçok şey öğrenebilir. Ne yazık ki acı çekmek öğrendiklerimizden yararlanacak gücü bırakmaz bizde; bir şeyi sadece bilmekse, hiçten de az bir şeydir. (130)

İnsan nasıl ölümü düşünmeyebiliyorsa, kadınları da düşünmeden edebilir. (135)

Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum...(142)

Bekârlar evlilerden daha çok ciddiye alırlar evliliği (163)

Kıskançlığa karşı geçici bir çaredir cinsel ahlak. Bir başka erkeğin cinsel gücüyle herhangi bir karşılaştırmayı önleme çabasıdır. Kışkançlık ise böyle bir karşılaştırma yapma zorunda kalma korkusudur. (166)

Bir çeşit insan vardır ki, hayattan bir şey beklememeye alışmıştır; ne yaptığı bir iş, ne de çektiği acı için bir karşılık umar. Ne olursa olsun, hiç kimseden, hatta yardım ettiklerinden bile bir şey beklemez. Dolayısıyla, ancak dilediği zaman başkalarına yardım eder. Tıpkı benim gibi.(179)

Bir başka insanın çocukluğunu öğrenmek, onu yeniden yaşamak istemek, belli bir sevgi belirtisidir. (206)

Aşk iki sevgiliyi birbirlerine değil, kendi kendilerine çırılçıplak gösterme gücüne sahiptir. (212)

Hayatın alaycı yasalarıdan biri de şudur: Sevilen kimse, veren değil, alan insandır. Sevilen kimse sevmez, çünkü seven, verir. Bu da anlaşılmayacak bir şey değildir; çünkü vermek almak kadar kolay unutulmayan bir zevktir; kendisine bir şey verdiğimiz insan bizim için gerekli, yani sevdiğimiz bir insan olur.
Vermek bir tutku, neredeyse bir kusurdur. Kendisine bir şeyler verebileceğimiz bir kimsemizin olması gerekir (234)

Bir kadın evlendiği zaman bir başka erkeğe ait olur; bir başka erkeğe ait olduğu zaman da artık ona söyleyeceğin hiçbir şey yoktur. (239)

Beklemek de bir uğraş. Hiçbir şey beklememek korkunç.(322)

Birtakım şeylerden düzenli ve inançlı olarak vazgeçen insan, hayatını işte bu vazgeçtiği şeyler üstüne kurmuştur. Gözü yalnız bunları görür. (373)

Zaferin tadını çıkarabilmemiz için ölülerin dirilmesi, yaşlıların gençleşmesi, uzaktaki dostlarımızın dönmesi gerekir. Biz bunun düşünü dar bir çevrede, bizim için bütün dünya sayılan bildik yüzler arasında kurmuştuk; şimdi büyüdüğümüze göre, yaptıklarımızın ve söylediklerimizin gene bu yüzlerde yansımasını isteriz. Oysa onlar yaşlanmış, ölmüş, kayıplara karışmışlardır. Bir daha dönmemecesine. Bu durumda umutsuzca çevremize bakar, bizi yalnız bırakan, ama bizi seven, yaptıklarımıza hayranlık duyacak olan bu küçük dünyayı yeniden yaratmaya çalışırız. Ama böyle bir dünya yoktur artık. (378)

Bir kadının aşkından değil; aşk – herhangi bir aşk – bizi olanca çıplaklığımız, mutsuzluğumuz, incinebilirliğimiz, hiçliğimiz içinde gösterdiği için de öldürür kendini insan. (409)

Çivi çiviyi söker. Ama bir çarmıh yapılır dört çividen. (415)

Ama daha korkunç olanı şudur: yaşama sanatı, sevdiklerimize onlarla birlikte olmaktan ne büyük bir zevk duyduğumuzu belli etmemekten başka bir şey değildir; bunu başaramadık mı, bırakıp giderler bizi. (Yaşama Uğraşı )

Asıl başarısız insan, büyük işleri gerçekleştiremiyen değil – bunu kim başarmıştır ki- bir yuva kurmak, bir dostluğu, bir kadınla mutlu bir ilişkiyi sürdürmek, ekmek parasını kazanmak gibi küçük şeylerde başarısızlık gösteren insandır. Başarısızlığın en acısı budur.

5 yorum:

zamansız dedi ki...

bir kaç gün önce elime almıştım bu kitabı, tekrar incelememe ilk sayfaya attığım tarih sebep olmuştu; ocak 1995. şaştım kaldım, daha dün gibiydi halbuki ankarada baskısını bulamayıp da bikaç günlüğüne arkadaş ziyaretine gittiğim konyada bir 2. el kitapçıda(sahhaf değil)ilk baskısıyla karşılatığımda duyduğum şaşkınlık ve yaşadığım sevinç.. on yıl, sadece dile kolay. kimilerinin ömrünün 4'te biri. belki benimkinin de.. bilinmez. neyse işte bu satırların çoğunun altı çiziliydi bende de. bir de seven-sevilen ayrımında bir nokta daha vardı burda alıntılanmamış; sevmenin sevilen kimseyi ilgilendirmediği, bunun sadece seven kişinin sorunu olduğuyla ilgili. iyi tesbitler var evet.

G.D. dedi ki...

Ben Tezer Özlü'nün kitapları ve Atıf arkadaşımın önerisiyle bu kitapla/yazarla tanışmıştım. Şimdi elimde yazarın Yoldaş adlı bir kitabı var.
Yazdığınız kısmı yanlış kavramadıysam blog'ta sizin önerdiğiniz bölümle aynı tema'da bir alıntı var. Kitaba tekrar bir bakacağım. Sizde yardımcı olabilirsiniz. Tarih ya da sayfa numarası belirtirseniz severek blogtaki alıntıya eklerim.

Saygılarımla...

zamansız dedi ki...

evet dediğiniz bölümü farketmiştim zaten ama benim için, kitapta yine sanırım aynı bölümde yer alan ( belki bikaç cümle öncesi ya da sonrasında yer alıyordur) bu ifade daha dikkat çekici olduğu için burada değinmek istedim. kitap yanımda olmadığı için sayfa numarası konusunda da bir şey söyleyemeyeceğim. ama ben değindim zaten :)

BuRaK dedi ki...

Tezer Özlü okuyup da Pavese okumamak mümkün müdür? Müthiş bir deli Pavese. Günlüğünü ikinci defa yeniden okudum, bu sefer hakkını verdiğimi düşünüyorum. Özellikle kadınlar ve intihar konusundaki düşünceleri son derece ilginç. Aynı yazarların ikliminde soluklanıyoruz. Tezer özlü, Pavese, Yusuf Atılgan ve OĞUZ ATAY.Sevgilerimle... (BuRaK)
http://tehlikelioyunlar.blogcu.com/

G.E. dedi ki...

Merhaba Burak, uzak gezegenlerde yaşam araştırılırken belli başlı bir kaç özellik gözden geçirilir ya; yüzey ısısı, atmosferik yapısı, su bulunup bulunmadığı vs... Seninde tematik olarak kümelediğin yazarların gezegeninde bildiğimiz biçimiyle bir canlı organizmanın var olması - soluklanması- çok zor.
Bloguna bir göz attım. Oblomov'da ortak arkadaşlarımızdan sanırım.
Görüşmek üzere..

Hakkımda